AYVALIK HAKKINDA 

Ayvalık hiçbir yere benzemez.

Daha doğrusu sadece kendisine benzer.

Ve kesinlikle sıradan bir sahil kasabası değildir.

Özenle koruduğu zengin bir kültüre sahiptir.

Benzersiz mimarisiyle öne çıkar.

Doğası sıra dışıdır.

Denizi pırıl pırıldır.

Kumu inceciktir.

Koyları göz alır.

Adaları şiirseldir.

Mutfağı benzersizdir.

Atmosferiyle sanatçılara ilham verir.

Ama biz “Önce tarih” diyelim...

Şöyle bir Antikçağ’a uzanalım.

Karşımızda Ayvalık'ın önünde yer alan adalar beliriyor.

“Hekatonisa” adıyla biliniyorlar.

“Apollon adaları” da deniyor.

En büyükleri “Nesos.”

Nesos'tan başka antik yerleşimler de var:

“Chalkis”, “Pordoselene” ve “Kydonia”.

Chalkis ve Pordoselene yıllar içinde ömürlerini tamamlıyor.

Kydonia ve Nesos ise zamana direniyor.

Kydonia, Ayvalık olarak sürdürüyor varlığını.

Nesos da bildiğimiz Cunda adası (Alibey) oluyor.

Ayvalık 16. yüzyılın sonlarına kadar sıradan bir kıyı kasabası.

Daha çok balıkçılar, yerliler ve köylüler yaşıyor.

Çoğalan nüfusla birlikte üretim kapasitesi artıyor.

Sanayi ve deniz ticareti güçlenince kentleşme başlıyor.

 

EKONOMİSİNİ ÖZELLİKLE ZEYTİNYAĞI İLE SABUNUN BELİRLEDİĞİ AYVALIK ZENGİNLEŞTİKÇE SOSYAL VE KÜLTÜREL BAKIMDAN DA HIZLA GELİŞTİ

1770’lerdeyiz...

Ayvalık’ın sanayi ve ticaret potansiyeli giderek artıyor.

Ekonomik açıdan önemli bir konuma geliyor.

Dolayısıyla özgürleşiyor.

Zenginleşme sosyal ve kültürel gelişmeyi de beraberinde getiriyor.

Bu değişim en çok mimaride kendisini gösteriyor.

Ayvalık’ın varsıllığı gösterişli mimarisinde yansıyor.

Zaman içinde görkemli bir mimari doku oluşuyor.

Aynı günlerde kıyı limanlarına konsolosluk kurulması izni çıkıyor.

Bu yenilik Ayvalık’a çok yarıyor.

Gelişme ve dışa açılım ivme kazanıyor.

Zeytinyağı ve sabun fabrikaları çoğalıyor.

Dericilik ilerleyen bir alan olarak dikkat çekiyor

Bağcılıkla birlikte şarap yapımı yaygınlaşıyor.

Tepelerdeki değirmenlerde Makedonya’dan getirilen buğdaylar işleniyor

1803 yılında Ayvalık Akademisi kuruluyor.

Yüzlerce öğrenci felsefe, filoloji, mantık, fizik, matematik öğreniyor.

Kurulan matbaada gazete ve kitap basılıyor.

Ancak, 1821 Yunan isyanı Ayvalık’ı da olumsuz etkiliyor.

Nüfusunun büyük bölümü Rumlardan oluşan kentte ciddi bir karışıklık baş gösteriyor.

İsyanı bastıranların başında Ayazmend Voyvodası Hacı Ömer Ağa’yı görüyoruz.

Sonunda, Rumlar Ayvalık’ı terk etmek zorunda kalıyor.

Fakat birkaç yıl sonra dönmelerine izin veriliyor.

Ayvalık limanı yeniden hareketleniyor.

20.yüzyılın başlarında geliri 1.5 milyon altın liraya ulaşıyor.

Ayvalık “Doğu’nun Boston’u” adıyla anılmaya başlıyor.

Sonra “kara günler” geliyor…

Yunanlılar 29 Mayıs 1919’da Ayvalık’ı işgal ediyor.

Ali Çetinkaya ve Kuva-yi Milliye aslanlar gibi direniyor.

Türk ulusu Mustafa Kemal’in öncülüğünde Milli Mücadele’yi başlatıyor.

Zaferi elbette haklı olan kazanıyor.

3 yıldan fazla işgal atında kalan Ayvalık düşmandan temizleniyor.

15 Eylül 1922 kentin en sevinçli günü oluyor.

Lozan antlaşması imzalanıyor.

Bu bağlamda sıra mübadeleye geliyor.

Ayvalık bir kez daha kapsamlı bir değişim süreci yaşıyor.

Ayvalık'taki Rumlar Midilli adası ve Atina'ya göç ettiriliyor.

Buna karşılık Girit ve Midilli adalarındaki Türkler Ayvalık'a yerleşiyor.

Türk hükümeti büyük bir özveriyle vatandaşlarının ülkeye naklini ve yerleştirilmesini sağlıyor.

Ayvalık, ilerleyen yıllarda bir Cumhuriyet kenti olarak öne çıkıyor.

O günlerden başlayarak hep ileriye bakıyor.

Ayvalık’ın görmezden gelinemeyecek bir özelliği daha var:

Midilli, Girit, Selanik, Karadağ, Saray Bosna, Bulgaristan…

Ve Anadolu’nun her köşesinden gelen insanların buluştuğu bir yer.

Tümü kuşaktan kuşağa taşıdıkları bir uyum içinde yaşıyor Ayvalık’ta…

Aydınlanmaya sahip çıkıyor, barışa inanıyor, ortak değerleri savunuyor.

 

AYVALIK’I ANLATIRKEN İNSAN NEREDEN BAŞLAYACAĞINI

ŞAŞIRMAKTA HAKLIDIR!

Ayvalık’ı bilenler bilir:

Kıvrımlı ve rüzgârlı sokakları mutlaka denize çıkar.

Bu sokaklardaki kültür mirası evler “sanat eseri’ güzelliğindedir.

Eski fabrikaların zarif bacaları gökyüzünü selamlar.

Sabunhaneler tarih kokar.

Camiler, içiyle dışıyla insana huzur verir.

Kiliselerde sarımsak taşının bütün güzellikleri yansır.

Çeşmeler birbirine hem benzer hem benzemez.

Yeniden hayata döndürülen yel değirmenleri tepelerde boy gösterir.

Güneş muhteşem doğar, renk renk batar Ayvalık’ta.

Deniz sedece temiz değil aynı zamanda çok bereketlidir.

Kırmızı mercanlar su altı tutkunlarını mutlu eder.

Dalyan Boğazı’nın durmadan yanıp sönen fenerleri insanın bakışlarını tutuklar.

Dolap Boğazı’ndaki, Türkiye’nin ilk boğaz köprüsünü en çok amatör balıkçılar sever.

Yaz günlerinde art arda demir alan gezi tekneleri neşeye neşe katar.

Yatlar Ege’nin mavi sularında keyifle süzülür.

Marina yıl boyunca hareketlidir.

 

ADINI MERCANKÖŞK ÇİÇEĞİNDEN ALAN MACARON

YAZILSA KİTAP OLUR!

Ayvalık’ın merkezi ta baştan beri Cumhuriyet Meydanı’dır.

Atatürk anıtı, belediye, bankalar, kafeler hepsi bir aradadır.

Ne ararsanız bulacağınız Talatpaşa Caddesi yaz-kış hareketlidir.

Güler ve İmren pastanelerinin müşterisi çok ve özeldir.

At Arabacıları Meydanı yeni buluşma noktasıdır.

Esnaf lokantalarında tencereli yemeklerin âlâsı pişer.

Palabahçe’nin kendine özgülüğü insanı adeta büyüler.

Şeytanın Kahvesi’nde içilen koruk suyu cana can katar.

Adını mercanköşk çiçeğinden alan Macaron yazılsa kitap olur.

Mor Salkım gölgesiyle serinletir, güzelliğiyle keyiflendirir.

Camlı Kahve’nin müdavimleriyle sohbet etmek öğreticidir.

Mercan’ın Kahvesi, neo-klasik mimarinin bütün özelliklerini yansıtır.

Antikacılar Çarşısı göz alıcı, Bitpazarı müzayedeleriyle alabildiğine canlıdır.

Ayvalık kent dokusunda önemli bir yere sahip dini yapılara da değinmeliyiz:

Saatli Cami: Sade fakat anıtsal mimarisiyle hoş bir görsellik yansıtır.

Çınarlı Cami: “Sarımsak taşının en çok yakıştığı dini yapıdır” diyenler haklıdır.

Hayrettin Paşa Camisi: Çok özel ve yalın mimarisiyle dikkat çeker.

Hamidiye Camisi: Sakarya Mahallesi’ndedir ve Ayvalık’ta Osmanlı döneminde yapılmış tek camidir.

Sefa-Çamlık Camisi: Denizin hemen dibindedir, küçük ve zariftir.

Sözün burasında insanın aklına bir başka tarihi köşe geliyor:

Kırlangıç Fabrikası…

Fabrikayı Ayvalık’a eski ve sevilen belediye başkanı Ahmet Tüfekçi kazandırdı (1999).

Çok geniş bir alanı var.

Stratejik olarak kentin tam ortasında.

Üstelik hemen denizin kıyısında.

“Çok Amaçlı Sosyal Kültürel Yaşam Merkezi” olarak yeniden doğacak.

2015’de projesi hazırlandı, 2018’de temeli atıldı.

Proje Mimarı Ersen Gürsel’e göre, “Türkiye’de bu projenin bir benzeri yok.”

Ayvalık’a değer katacağı kesin!

 

AYVALIK’IN RENGÂRENK VE CIVIL PERŞEMBE PAZARI BÖLGENİN EN BÜYÜK SEMT PAZARIDIR

Ayvalık’ın ünlü Perşembe Pazarı 1927 yılından beri kurulur.

Bu rengârenk ve cıvıl cıvıl pazarda yok yoktur.

Köylü Pazarı’nın leziz otları şifa kaynağıdır.

Hindiba, arapsaçı, ısırgan, istifno… tezgâhlardaki otlar saymakla bitmez.

Ayvalık’la özdeşleşen tatların sayısı hiç de az değildir.

Lor tatlısı: Ayvalık kadar ünlü.

Kelle peyniri: Geleneksel lezzet.

Girit leblebisi: Sadece Ayvalık’ta.

Ayvalık tostu: Leziz ekmeğiyle birlikte ünü neredeyse dünyayı sardı.

Kozak üzümü: Değerini yiyenler bilir.

Sakızlı kahve: Tadı güzel, kokusu özel.

Simit/peynir/çay: Ömre bedel.

Ada çayı: Şifa kaynağı.

Lokma tatlısı: Sevmeyen yok.

Peksimet: Dilim dilim, ince lezzet.

Çamlık Dondurmacısı: Karadutlu, sakızlı, karamelli, balbademli, çilekli ve daha nicesi.

Mutluköy Nostalji Kahvaltısı: Zeytin ağaçlarının gölgesinde, güne mutlu başlangıç.

Ve elbette zeytin!

Ayvalık’ta dağ-taş, dere-tepe zeytin ağacıdır.

Asırlık, değil bin yıllık ağaçlar anıttan farksızdır.

Bu ağaçlar toprakla beslenir, emekle yükselir, sevgiyle güçlenir.

Ev yapımı siyah yuvarlama (çevirme) ve yeşil çizik her sofradadır.

Coğrafi işareti alınmış Ayvalık zeytinyağı, hayat bağıdır.

Zeytinyağı sabunu özeldir.

Ayvalık kendi markalarını kendisi yaratır.

2005 yılından bu yana Ticaret Odası öncülüğünde düzenlenen Zeytin Hasat Günleri’nde

her yer daha da canlanır, renklenir.

Ve her Hasat Festivali bir barış buluşmasıdır.

 

AYVALIK’TA TOPRAĞIN ÜSTÜ ZEYTİN,

DENİZİN ALTI ZENGİNDİR

Ayvalık gerçek bir deniz ülkesidir.

Toprağın üstü zeytinse, denizin altı zengindir.

“Nasip” bekleyen balıkçılar denize saygıda kusur etmez.

Gölgeli duvar diplerinde paraketeler hazırlanır.

Ağlar sabırla örülür, özenle onarılır.

Balık turundan livarlar dolu dönülür.

Koca kulaklı kediler balıkçı teknelerinden “taze balık” bekler.

Yolcu motorları Ayvalık-Cunda arasında zevkli yolculuklar sunar.

Yunuslar teknelerle yarışırken adeta gülümser.

Koca kanatlı martılar denize dans edercesine dalar.

Karabataklar özgürlüğün diğer adıdır.

Poyraz sertleşmeye görsün denizi köpürtür.

Lodos coştu mu dalgaları kabartır.

İmbatın bir adı da “doğal klima”dır.

 

CUNDA AYVALIK’IN MÜCEVHERİDİR VE

AYNI ZAMANDA BİR GASTRONOMİ ADASIDIR

Cunda…

Moskonisi (Kokulu Ada)...

Diğer adıyla Alibey adası.

Tatil kavramını zenginleştiren yer.

Ayvalık Balıkesir’in vitriniyse, Cunda da Ayvalık’ın mücevheridir:

Kıvrım kıvrım sokaklar.

İşçilikleriyle göz kamaştıran karakteristik taş evler.

Yörenin en cazip sahil bandı.

İsteyene rakı-balık, isteyene çay kahve.

Sevimli çarşısında her türlü hediyelik/hatıralık eşya.

Gündüzler pırıl pırıl, geceler ışıl ışıl.

Sanki doğal film platosu.

Ve ne çok filme mekân oldu.

Dahası, kartpostal güzelliğinde fotoğraflar çekmek için ideal.

Cunda’nın adı Piri Reis'in Kitab-ı Bahriye'sinde de geçer.

Adada kiliseler ve manastırlar insanı geçmişe çağırır.

Cunda’ya gelen gezginler “her bakımdan” şanslıdır.

Butik oteller: Hedef her zaman en iyi hizmet.

Taş Kahve: Türkiye’nin en tanınmış kahveleri arasında yeri var.

Hamidiye Camisi: Sadeliğiyle inancın abartısız samimiyetini yansıtır.

Halk Pazarı: Her cumartesi, her şey taze.

Despotun Evi: Bütün görkemiyle yeniden ayakta.

Rahmi Koç Müzesi (Taksiyarhis): Ayvalık’ta bir ilk.

Sevim-Necdet Kent Kitaplığı: “Gözlere ziyafet” bir panaroma.

Çataltepe: İncecik kumlu, temiz deniz.

Ortunç Koyu: Çam ağaçlarıyla iç içe…

Tavuk adası: Cunda’nın ayrılmaz parçası.

Cunda aynı zamanda gastronomi demektir.

Restoran ve meyhaneleri ağıza tad, vücuda sıhhat verir.

“Cunda mutfağı”nın lezzetleri saymakla bitmez:

Çıtır çıtır papalina.

Ege’nin en ünlü yerli balığı çipura.

Tadanların “deli lezzetli” dediği barbun.

Her mevsimde yenebilen karagöz.

Kendine özgü lezzetiyle mercan.

Bembeyaz eti mineral ve vitamin kaynağı olan levrek.

Balık restoranlarının ve keyifli balık ziyafetlerinin değişmez lezzeti yerli kalamar.

Meze denince akla ilk gelenlerden ahtapot.

Yemeye doyulamayan karides.

Makarna ve pilavın tadına tat katan kum midyesi akivades.

Damaklara bayram ettiren deniz börülcesi.

Ege’ye özgü kabak çiçeği dolması.

Girit mübadilleriyle özdeşleşen karadiken.

 

YILDIZI HIZLA PARLAYAN KÜÇÜKKÖY

SANAT MERKEZİ OLMASIYLA DA GELECEĞE KOŞUYOR

Küçükköy’ü unutmak ne mümkün!..

Eski adıyla Yeniçarohori!

Yıldızı günden güne parlayan ve geleceğe koşan şirin belde.

Adı küçük, tarihi büyük.

14-15. yüzyıllardan kalma bir mimari doku.

Minyatür ve insanın içini ısıtan bir meydan.

Renkli süslemeleriyle özelleşen Merkez Camisi.

Tarih kokan sokaklar.

Gür ormanlar.

Boşnaklara özgü zengin bir mutfak kültürü.

Kıymalı/peynirli/patlıcanlı/kabaklı el açması nefis börekler.

2016 yılında başlatılan geleneksel Teferiç şenlikleri…

Minik ama ilgiye değer Kent Müzesi.

Sanatçı atölyeleri ve galeriler…

Küçükköy’ün hemen yanında harika bir sahil: Sarımsaklı.

Altınova’ya kadar uzanan dünya standartlarında bir kumsal.

Sağlık kaynağı bir güneş.

Plajlar, plajlar, plajlar…

Birbirinden güzel oteller.

Sevimli pansiyonlar.

Neşeli gece kulüpleri.

Cıvıltılı kafeler.

Lezzetle kaliteyi bir arada sunan tostçular.

Sakin denizi ve bütün doğallığıyla Badavut.

Az ötede, tepede Şeytan Sofrası.

Olaganüstü gün batımları.

Müthiş bir manzara.

Hangi yöne bakarsanız bakın denizi görürsünüz.

Bir yandan da adalar selamlar sizi, hatta çağırır.

Altınkum, Tımarhane adası, Murat Reis Koyu…

Çamlık, Paşalimanı ve elbette Cunda.

Mitolojik öykülü Şeytanın ayak izi de orada.

Daha ötelerde feribotların birinin gidip birinin geldiği Midilli.

Sadece 17 deniz mili…

 

AYVALIK TABİAT PARKI’NIN SU ALTI FLORASI VE

FAUNASI DALIŞ TUTKUNLARI İÇİN

MÜKEMMEL GÜZELLİKLER SUNUYOR

Şeytan Sofrası’na çıktığınızda Ayvalık Tabiat Parkı da önünüze serilir.

Park, Ayvalık’ın değerini arttıran bir güzellikler diyarıdır.

Nereye baksan mavi, neyi görsen yeşildir.

Zeytin ağaçları denizle arkadaştır.

Ağaçların arasında bir anda kilise ve manastır kalıntıları belirir.

Tabiat Parkı’nın 20 adasının hiçbiri birbirine benzemez.

Dört bir yan 752 farklı bitkiyle bezelidir.

Hiçbir yerde olmayan 5 bitki türüyle iyice özelleşir..

Oksijen deposu “bakir” Pateriça benzersiz bir peyzaj sunar.

Adeta doğa turizmi için yaratılmıştır.

Yaz aylarında kampçıların en gözde konaklama noktasıdır.

Güvercin adası uzaktan bile huzur verir.

Çiçek adası nergis kokar.

Öte yanda Hakkıbey yarımadası “Ben de varım!” der gibi durur.

Park’ın su altı florası ve faunası dalış tutkunlarını adeta coşturur.

 

ALTINOVA TERTEMİZ DENİZİ VE EŞSİZ GÜZELLİKTEKİ

KUM ADASI İLE İNSANA YAŞAMA SEVİNCİ VERİR

Adını Atatürk’ün verdiği Altınova’ya uğramadan olmaz!

Önceki adıyla Ayazmend.

Tarih, tarım, turizm… hepsi bir arada.

Ayvalık’a uzaklığı sadece 13 km.

İzmir 1,5 saat.

Tunç devrine kadar uzanan köklü bir geçmişi var.

Fatih Sultan Mehmet, Midilli üzerine buradan yürümüştür.

Hacı Bayram Veli Camisi hazine değerindedir.

Kadı Camisi’nin tarihi Selçuklular’a kadar uzanır.

(Küçük Cami de denilen bu cami hâlen restore ediliyor.)

Merkezde 15. yüzyıldan kalma pek çok ev bulunur.

İnsanları cana yakın, dürüst ve konukseverdir.

Altınova aynı zamanda titizlikle korunan geleneklere sahiptir.

Zengin folkloruyla dikkat çeker.

Deve güreşleri sosyal yaşama ayrı bir renk katar.

Verimli topraklarında neredeyse her şey yetişir:

Pamuk, tütün, patates, şeker pancarı, mısır…

Domates, biber, patlıcan, kavun, karpuz…

 

ALTINOVA’DA GELECEĞE DÖNÜK ÖNEMLİ BİR YATIRIM: AYVALIK GIDA İHTİSAS ORGANİZE SANAYİ BÖLGESİ

“Altınova, bölgenin yeni turizm merkezidir* diyenler haklıdır.

İklimi tam Ege iklimidir.

Sıcağı yormaz, rüzgârı saçınızı okşar.

Şaşırtıcı temizlikteki sahili insana yaşama sevinci verir.

Sahildeki küçük oteller ve taze balık restoranları turizmin hizmetindedir.

Orman içine serpilmiş püfür püfür piknik ve gezi yerleri alışkanlık yapar.

Uzunluğu 2 kilometreyi bulan Kum Ada (Kadırga adası) gerçekten eşsizdir.

Mavi bayraklı plajını herkes sever.

Aktepe, büyüleyici güzellikler sunan bir seyir terasıdır.

Midilli’nin en rahat görüldüğü yer de yine Aktepe’dir.

Yurdaer Abi’nin Ege Lokantası gibisi az bulunur.

Fırıncı Osman’ın leziz taş fırın ekmeğini dünya tanır.

Tadına doyulmaz Arnavutoğlu yoğurdu sofraların vazgeçilmezidir.

“Babam ve Oğlum” filminin çekildiği zeytinlikler arasındaki Süral Çiftliği görülmeye değer.

Ve müjdeli bir gelişme:

Altınova’da geleceğe dönük, önemli bir yatırım için 2015 yılında yola çıkıldı.

Ayvalık Gıda ve Gıda İşlemeleri İhtisas Organize Sanayi Bölgesi kuruldu.

Burada, “Doğal Ortamda Temiz Enerji” ilkesiyle sadece tarım ürünleri işlenecek.

Yerel markalar desteklenecek ve çoğalması sağlanacak.

1500 kişiye istihdam imkânı doğacak.

 

AYVALIK İÇİN “SANATIN BAŞKENTİ” DİYENLER HAKLIDIR

Ayvalık özgün kültür-sanat etkinlikleriyle de farkını ortaya koyar.

2004 yılında Belediye’nin başlattığı “Kültür Sanat Günleri” her yıl daha zengindir.

Amfi-Tiyatro yaz aylarında dolup dolup boşalır.

AIMA dünya çapında bir müzik akademisidir.

“Başka Sinema Film Festivali” filmleri ve etkinlikleriyle dünya ölçütlerindedir.

2018’den bu yana düzenlenen “Sinema Bir Şenliktir”in izleyeni çoktur.

Ayvalık Tiyatro Festivali her yıl daha doyurucudur.

2014’den beri gerçekleşen Artclan Sanat Çalıştayı uluslararası boyut taşır.

2016’da Küçükköy’e kazandırılan Cumhuriyet Kültür Merkezi hem şık, hem  işlevlidir.

Alibey Kültür Merkezi tarihi bir ortam sunar.

Altınova Atatürk Kültür Merkezi önemli etkinliklerle anılır.

2017’de restore edilen Ayazma en çok ziyaret edilen uğrak yeri olmuştur.

Engelliler Haftası’nda engelliler ve aileleri bayram havası yaşar.

Barbara Sanatevi sanatçı dostudur.

Ayvalık Lezzet Noktaları kentin özel tatlarını Türkiye’ye duyurur.

Esnaf Odası’nın 2018’de başlattığı Ayvalık Doğa ve Ot Festivali’nde farklı lezzetler ve dostluklar paylaşılır.

Çok sayıda STK sanatın yanında yer alır, kültürel etkinlikleri destekler.

2014’de başlatılan Zeytin Çekirdekleri projesi çocuklarımıza yeni ufuklar açar.

Kaynak: www.rahmigencer.com.tr